Dinine “Davam” Diyenin Derdi Çok Olur

Günün erken saatinde hastaneye gitmiştim. Çeşitli tahliller yaptıracaktım, bunun için yemek yememiştim. Muayeneden sonra hastaneye en yakın lokantaya girdim. Lokanta çok büyüktü ve tıklım tıklım doluydu. İçerde sakallı-sakalsız, bıyıklı-bıyıksız, her çeşit insan vardı. Ben girdiğimde lokantadaki televizyonda ise dansöz oynuyordu ve bu hiç kimsenin umurunda değildi, çünkü herkes midesinin peşine düşmüştü.

 

Biraz bekledikten sonra sabredemeyip garsonu çağırdım ve:

“Güzel kardeşim, yemekleriniz çok güzel fakat televizyonunuz ise berbat…” diyerek hoşnutsuzluğumu belirttim.

 

“Efendim, şikâyetinizi isterseniz Müdür Bey’e söyleyin.” Deyince ben de ona:

“Olur, söylerim; fakat siz de Müslüman olduğunuz için, size de söyledim.” dedim.

 

Ne garip!

Sorumsuz, tepkisiz bir millet, bir toplum olduk.

“Karışma kimsenin işine,

Akşam evine sabah işine” diyen robotlarımız çoğaldı.

 

Nefsine saldırılınca bunu “hor görüp”, dinine saldırılınca ise bunu “hoş görenler” yığını haline geldik. Erkeklerde cesaret, şecaat diye bir şey vardı.

 

Paris’teki dansın yayılmasını engelleyenlerin torunları ne hale geldi. Yemekten sonra Müdür Bey’in yanına giderek durumu izah ettim. Sağolsun benim yanında çalışanlarını uyardı:

 

“Ben size sürekli demiyor muyum, öğlen vakitleri ya televizyonu kapatın ya da güzel kanallar açın.” diye.

 

Oradan ayrıldım. Hastanedeki işlemlerin bitirdikten sonra çay içmek içim aynı lokantaya gittim. Lokantanın bahçesinde çay içerken biraz önceki genç garson yanıma gelerek bana teşekkür etti:

“Sizi çok sevdim abi, ben on iki yaşımdan beri namaz kılıyorum.” Dedi.

 

Ben genç garsona:

“İfade kabiliyetiniz iyi… Güleryüzlü birisiniz de…  İslam’ı öğrenirseniz iyi bir tebliğci olursunuz.” türden cümleler söylerken:

 

“Amca benim bir hastalığım var, fakat onu size söylemeye utanıyorum.” “Nedir hastalığınız?” diye sorduğumda:

“Ben zinadan kurtulamıyorum.” cevabını aldım gençten.Doğrusu çok şaşırmıştım.

“Hem on iki yaşından beri namaz kılacak, hem de zina yapacaksın.

 

O nasıl bir namazdır ki seni bu kötülüklerden alıkoymuyor. Sen derdini anlayamayan hasta gibi olmuşsun… Beyninde tümör olduğunu bana söylüyor olsan böyle güleryüzlü mü söylerdin acaba? Bu kısa dünya hayatından sonra ahiret, hesap, cennet, cehennem var… Nasıl olur da bunları düşünemeyerek zina edersin. Senin kendini iyi ifade edebilme yönünü çok sevdim, fakat bundan sonra yaptığın günahları başkasına anlatmamalısın. Çünkü şahitlerini çoğaltmış olursun. Hemen, şimdi, şu an tevbe etmelisin. Azrail seni zina ederken yakalarsa “acaba bu halimle nereye giderim?” diye bir düşün… Seninle irtibatı koparmayalım, yine görüşelim.” dedim ve gençten ayrıldım.

 

Otobüse binip eve gelinceye kadar:

“Al-i İmran Sûresi 8. ayeti bugünlerde çok okumam lazım.” Diyerek bu ayet-i okudum.

“Ey rabbimiz! Bizleri hidayetine erdirdikten sonra, kalplerimizi saptırma ve katından bize bir rahmet ihsan et!

Şüphesiz ki, sen bol ihsan sahibisin.”

 

“Herkesin bir derdi Müslümanın ise, bin derdi vardır” derler ya, bir çocuk yere düşse siz de dizlerinizle o acıyı hissedersiniz… Yine ağlayan bir anne görseniz sizin de yüreğiniz burkulur.

 

“Dinine davam diyenin derdi çok olurmuş”

 

Ben de o genci kendime dert edindim. İnşallah bugünden itibaren onunla irtibatı kesmeyip, ona kitaplar hediye edecek ve bu günahlarından kurtulması için yardımcı olmaya çalışacağım.

 

Gayret bizden, Tevfik ise Cenab-ı Hak’tan’dır. Eğer o insanın kurtuluşuna şahit olursam, onu da gelecek yazılarda yazarım inşallah!

 

Selam ve dua ile.

Geylani AKAN