SIHHAT; DEĞERİ OLMAYAN NİMETTİR
 


7 yaşına gelen Salih’i babası Kur’an Kursu’na gönderir ve hafız olması için hocasından ricada bulunur. Eski zamanın o zor şartlarında hem ilkokul bitirmek hem de hafız olmak, kolay iş değil tabii… 

 

Zeki bir insan olan Salih iki yılda hafız olur ve herkese kolay kolay icazet vermeyen, zamanın ünlü Kur’an hocası Harun Hoca’dan icazet alır. Bir tarafta hoca baskısı diğer taraftan da baba korkusu ile iyice bunalmış olan Salih, yaşının da küçüklüğü sebebiyle ilminin kıymetini idrak edemeyerek, hocalık yapmama kararı alır: 

 

“Herkes ticaret yapıp zengin olacak ve modern evlerde oturup lüks otomobillere binecek, ben de onların çocuklarına Kur’an mı okutacağım. Ben neden zengin olmayayım?” diye düşünür ve zengin olmak niyetiyle kuyumculuğa karar verir. Çıraklık, kalfalık, ustalık derken, nihayet bir kuyumcu dükkânı açar. Ardından beş yıl içinde üç tane kuyumcu dükkânına sahip olur.  

 

Ev alır, araba alır, fakat İslam’ın vermiş olduğu terbiyeyle bir yandan fakir fukaraya da yardım eder. Aradan tam 45 yıl geçer… Geri dönüp şöyle bir baktığında ise ne hafızlığı kalmıştır ne de ilmi…  

“Eyvah” diye sızlanır, ama treni kaçırmıştır artık. Dükkânlarının yolunu unutarak tekrar hafız olma derdiyle gününün büyük bir bölümünü Merkez Camii’nde geçirir. Arkasına bir minder koyarak sürekli Kur’an okur, ezber yapmaya çalışır. Yorulunca biraz da dinlenmiş olmak için yanına gelen gençlere bir şeyler anlatır.  

 

İşte biz Salih amcayla o günlerde tanışmıştık. Bazen ezberlerimi ona dinletir, bazen de ondan mahreç dersi alırdım, çok güzel Kur’an okurdu.  

 

Salih ama çok üzgündü, çünkü 90’ına yaklaşmış olmasına rağmen hala Kur’an okutan hocası Harun Hoca’nın yanına gidemiyordu. Bir defasında “ne yaptın hafızlığı, kuyumcu dükkânının bilezikleriyle mi değiştirdin?” diyen hocasının bu sözleri onun yüreğine hançer gibi işlemiş. Bazı âyetleri elinin içine yazdığını fakat yine de onları unuttuğunu söylüyordu.  

 

Yurtdışına gittiğimden bir süre Salih amcanın yanına gidememiştim. Daha sonra Merkez Camii’ne gittiğimde orada artık Salih amcayı göremez olmuştum. Etraftan soruşturduğumda hasta yatağına düştüğünü öğrendim. Evini aradığımda telefona çıkan yaşlı teyze, Salih amcanın telefona gelemeyeceğini, ancak gelip ziyaret edebileceğimi söyledi.  

 

Ertesi gün Cuma namazından sonra Salih amcayı ziyaret etmek üzere evden çıktım. Cuma namazını meşhur hafız Hasan Hocanın camisinde kıldım. Müftü yardımcısı hocamız da oradaydı. Bize çok ilginç hatıralarını anlattı. Bir tanesini buraya almayı uygun görüyorum:  

 

Umreye gitmek için İstanbul’a gidecekmiş. Biraz geciktiğinden otobüse yetişmek için acele ediyormuş ve tramvaydan İhsaniye/Bursa durağında indiğinde bir bayan yanına gelerek: 

“Müsaade ederseniz size bir şey sorabilir miyim?” demiş. Acelesi olduğunu bayana belirtmiş: 

“Otobüse geç kaldım, kusura bakmayın zamanım yok.” Bayan ısrar edince de: 

“Buyrun, sorunuz nedir?” demiş. Bayan: “Siz umreye mi gidiyorsunuz?” demiş, hoca efendi: 

“Evet, ama siz nereden biliyorsunuz?” deyince, “Bu gece sizi rüyamda gördüm, rüyamda sizinle Peygamber Efendimize selam göndermiştim, ismim Büşra lütfen selamımı götürmeyi unutmayın. Aslında benim ineceğim durak burası değildi, ama sizinle konuşmak için bu durakta indim.” Cevabını almış.“ 

 

İnanın şoke olmuştum. Neredeyse hata yapıp işim acele, diye bayanı dinlemeyecektim.” Diye hayretini belirtiyor hoca efendi. 

 

Ne garip bir dünya… Kiminin başında siyah saçı kalmamış olmasına rağmen, o kişi hala dünyaya doyamamış yaşarken…Kimisi ise, daha hayatının baharında peygamber sevgisiyle yaşıyor… 

Salih amcanın evine gittiğimde kendisini yorganın altında neredeyse kaybolmuş vaziyette buldum. Derisi kemiklerine yapışmış bir haldeydi. Hafıza kaybı varmış ve Kur’an-ı Kerim’i bülbül gibi ezbere okuyan hafızası nerdeyse her şeyi unutmuş. Hastalığının ismini hatırlayamıyor; hangi hastanede tedavi olduğunu, doktorunun ismini hanımına soruyordu. Ara sıra ise eski günlerini, öğrencilik yıllarını hatırlıyor ve gözyaşlarını tutamıyordu. Yanından ayrılırken elimi tuttu ve bana: “Ne olur sık sık gelip beni ziyaret et.” dedi fakat biz ikinci defa ziyaretine gidinceye kadar Salih amcanın vefat ettiğini duyduk.Allah makamını cennet etsin!(Amin) 

 

Selam ve dua ile. 

Geylani AKAN